Hakkımızda

TİMFED’ in amacı, sektörün tamamının sorunlarını çözme odaklı bir sivil toplum kuruluşu (STK) olmaktır.

Kısa adı TİMFED olan Tüm İnşaat Müteahhitleri Federasyonu 51 birlik ve 120 bin üyeyi bünyesinde bulunduran sektörün en büyük sivil toplum kuruluşudur.

-İNŞAAT SEKTÖRÜNE GENEL BAKIŞ VE ÖNCELİKLİ 10 SORUN HAKKINDA GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİMİZ-

Bilindiği üzere inşaat sektörü ülkemizin ana sektörlerinden biri olup, oldukça yüksek istihdam sağlayan ve katma değer üreten bir sektördür. 2015 yılı TUİK verilerine göre ülkemizdeki inşaat sektörünün direk istihdam ettiği kişi sayısı 2.4 milyon kişi olup, dolaylı olarak ta en az 4 milyon kişiyi istihdam ettiği tahmin edilmektedir. Yine inşaat sektörün 2015 yılı TUİK verilerine göre direk yatırım rakamının 180 milyar TL civarında olduğu dolaylı yatırım rakamın da en az 220-250 milyar civarında olduğu bilinmektedir. Bu rakamlar inşaat sektörünün ülkemiz ekonomisindeki payının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Müteahhitlik hizmetlerinin kalite standartlarının artırılarak, güvenilir marka şehirlerin inşasını gerçekleştirebilmesi için sektörün yapısal temellerinin kurulması ve bunların yasal altyapılarının oluşturulması gerekir. Bu nedenle sektörü düzenleyen yasalar; sektörün kalite standartlarını geliştirici, sektörü yurt dışında rekabet edici ve gelişmiş ülkelerdeki standartlara eriştirici nitelikte olmalıdır.

Oysa mevcut düzenlemelerdeki İmar kanunu, Yapı Denetim kanunu, kentsel dönüşüm kanunu, Afet kanunu, Mahalli idareler hizmet kanunu, , Vergi mevzuatı kanunu ve çalışanların iş kanunları, genel yapısı itibariyle sektörü düzenleyen ve geliştiren yapıdan uzak görünmekte, birbirleri ile çelişerek sektörün gelişimine engel olmakla beraber zarar vermektedir. Bu nedenle sektörü geliştirici nitelikte yeni düzenlemelere de acilen ihtiyaç duyulmaktadır.

Özellikle inşaat ve imar ile ilgili kanunların genel yapısı içerisinde müteahhitlik sektörünün yapılanmasıyla ilgili hiçbir düzenlemenin olmaması en büyük eksiklik ve problemlerin ana sebebidir. İnşaat sektöründe yer alan özel ve tüzel kişilere yeterlilikleri, sektöre girme şartları ve sicilleriyle ilgili özel bir takım düzenlemeler gerekmektedir. Üçüncü şahıs ve kurumlara verdikleri zararlar mahkeme kararları ile kesinleşmiş gerçek ve tüzel kişiler kesinlikle mesleki faaliyetleri durdurulmalı, ağır kusurlular da meslekten men edilmelidir. Gelişmiş ülkelerdeki sektöre giriş şartları incelenmeli ve başarılı uygulamalar tespit edilerek uygulanmaya konulmalıdır.

İnşaat sektörünü bu hali ile mevcut yasal düzenlemelerin taşıması mümkün değildir. İnşaat sektörü ile ilgili kanun tasarılarının hazırlanmasında müteahhitlik hizmetlerini geniş yelpazede icra edenlerin, yapılarının dışarıda tutularak; sözde sektör adına güçlü lobi sahipleri ve diğer sektör aktörleri tarafından düzenlendiği açıkça görülmektedir. Sektörün unsurlarından birinin diğerlerinin önüne çıkarılması ve tüm hak ve şartları yasal teminat altına alınması gayreti ve bir takım meslek odalarının gelirlerinin ve yetki alanlarının genişletilerek yasal teminata kavuşturulmaya çalışılması yasa tasarılarının ana gayesi olarak görülmektedir. Bu hususlar her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın eşitlik ilkesine aykırıdır. Bu anlayışla hazırlanmış ve yasalaşmış yasa tasarıları yapı sektörünü ve imar kanununu daha da geri bir noktaya taşımıştır.

Yine devletimizin temel kanunların yürütülmesi ve sahadaki aktif işlevselliğinin uygulanabilirliği açısından sivil toplum örgütleri ile yeterince yakın çalışmamaları da sektörle kanun düzenleyicilerin ve bürokrasi kadrosunun sektör hakkındaki gerçek uygulamalar noktasında ciddi noksanlıklar oluşturmuştur.

Cumhuriyet tarihinden beri inşaat sektörünün ülkemiz ekonomisi için önemi ilgililerce bilinmektedir. İnşaat sektörünün ülkemizin kalkınması için bilinen önemine binaen:

Başbakanlık makamının 20.03.1970 tarihinde 71.335/2117 sayılı yazı ekinde T.B.M.M. başkanlığına teklif edilen ancak kadükolan inşaat müteahhitleri odaları birliğinin kanun tasarısının gerekçesinde “inşaat müteahhitleri bağlı bulundukları odaların meslek kolunda kaldığı sürece ekseriyetini teşkil eden ticaret erbabının geniş problemleri yanında inşaat işlerindeki davalar ikinci derecede telakki edilmekte ve ihmale uğramaktadırlar “ şeklinde 46 yıl önce müteahhitlerin ayrı bir oda çatısı altında örgütlenmesinin önemi açıkça ifade edilmiştir. Geçen 46 yıllık zaman zarfında TBMM’ye değişik hükümetler döneminde 3 kez daha müteahhitler odası kanun teklifi verilmiş, her defasında çıkarcı statükocu malum lobiler tarafından engellenmiştir.

Devlet Planlama Teşkilatınca hazırlanan 2001-2006 yılları arasını kapsayan VIII. Beş Yıllık Kalkınma planının 5.bölümü Kurumsal ve Hukuki Düzenlemeler kısmında “ İnşaat Mühendislik ve Müteahhitlik Sektörlerine ait bir bilgi bankası ve İnşaat Müteahhitleri Odası Kurulacaktır.” İbaresi yer almaktadır. Yine VIII. BYKP İnşaat Müteahhitlik Mühendislik ve Müşavirlik hizmetleri özel ihtisas komisyonu raporunda kendi kendini denetleyecek müteahhitlik mesleğini disipline edecek, başıbozukluğa son verecek, sivil meslek organı olarak müteahhit odaları veya birliğinin acilen kurulması ve odaların kendi ihtisas alanında ihtisas komiteleri oluşturarak sorunları gündeme getirmeleri sağlanmalıdır denilmektedir. Fakat geçen bu süreç içerisinde bu meyanda hiçbir düzenleme yapılamamıştır.

Mevcut yasalara göre vergi dairelerine ve Ticaret Odalarına kayıt yaptıran herkes müteahhit olabilmektedir. Müteahhitlik esasında ihtisaslık, uzmanlık, ileriye matuf sorumluluk isteyen bir meslektir.

Ancak ülkemizde bu hizmeti verebilecek olanların tanımlandığı bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Yani müteahhitlik meslek grubunu tanımlayan bir ölçüt yoktur. Bu eksiklik nedeniyle inşaat iş kolu ile uzaktan yakından ilgisi bulunmayan, sektörü bilen bilmeyen herkes müteahhit olabilmektedir. Bu durum başta depreme karşı yapı güvenliğini tehdit eden birçok yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır.

Ülkemizde yalnızca kamu sektörüne iş yapan müteahhitlere iş bitirme belgesi verilmektedir. Kamudan müteahhitlik belgesi alan tüzel ve gerçek kişi sayısı 100 bini geçmiştir. Özel sektörde karnesiz çalışan müteahhit sayısı da 200 binin üzerindedir.

Toplamda bu sayının 300 bini geçtiği bilinmekte, her yılda ortalama bu sayıya 30-40 bin gerçek ve tüzel civarında yeni üye katılmaktadır. Bu sayı 27 AB ülkesindeki toplam müteahhit sayısından daha fazladır.

Hem Devlet Planlama Teşkilat Raporlarında hem de sektör temsilcileri olarak bizlerin de ifade ettiğimiz üzere, inşaat sektöründe yaşanan standartsızlık, denetimsizlik, ölçüsüzlük, dağınıklık, kalitesizlik, kalifiye eleman eksikliği ve haksız rekabetin önüne geçilebilmesi için müteahhitlerin bağımsız bir meslek odası çatısı altında veya TOBB çatısı altında toplanarak mesleğinin disiplinize edilmesi kaçınılmaz bir gerçektir.

Hali hazırda müteahhitlik mesleğinin önüne gelen herkes tarafından yapılır olması sektörün sayısı açısından durumun gerçekliği ile ortadır. Yine 27 AB ülkesinin toplamına yakın çimento tüketim oranına yaklaşmamız ve 2002 yılında üretim ve arz talebinin 400 bin konut rakamlarında iken 2014 – 20015 yıllarında 1 milyon 200 bin rakamlarına ulaşması sektörün ileriye dönük sürdürülebilirliği açısından mümkün değildir.

Bu sebeplerden dolayı müteahhitlik hizmet kanununu çıkartarak çürüklerin %20-30 bandında ayıklanıp geriye kalanların da devlet ve müşavirlik desteği ile yurt dışına daha sağlam zemin üzerine iş yapmaları (götürülmeleri) sağlanmalıdır.

Bu hali ile mevcut yasaların müteahhitlik hizmetlerini kaliteli ve güvenilir standartlara taşıması mümkün değildir. İhtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin acilen yapılması gerekmektedir. Sektör temsilcilerinin  de içinde bulunacağı yasal alt yapı ile ihtiyaçlarının  karşılanacağı yapı sektörünü geliştirici yeni bir bütüncül inşaat sektörü ve müteahhitlik hizmet faaliyetlerini düzenleyen yasa çalışması  TOBB çatısı ile birlikte  ihtiyaçları karşılayacak ve sektörün de içerisinde olacağı şekilde hazırlanmalıdır.

-İNŞAAT MÜTEAHHİTLERİNİN ÖNCELİKLİ 10 SORUNU VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ-

 1)MÜTEAHHİTLİK MESLEĞİNE GİRİŞ KURALSIZLIĞI

Ülkemizde (Kamu dışı) inşaat sektörüne girişte hiçbir mesleki standart ve çerçeve olmayışı, önüne gelen herkesin maliye ve Ticaret Odası kaydını yaptırması halinde finans kaynağı da sorulmaksızın dilediğinde 100 konutluk veya 1000 konutluk bir yapının müteahhidi olmasına yasal olarak hiçbir engel yoktur. Bu şartlarda mesleki yeterlilik bilinci oluşturulmadan sektörde depreme karşı yapı güvenliği standardı yüksek ve modern yaşanabilir yapı stoklarından oluşan kaliteli marka şehirler oluşturmak mümkün değildir.

ÖNERİ: Müteahhitlik mesleğinin giriş çerçevesinin belirlenmesi ve bu çerçevede mesleğe girişin belli bir akreditasyona tabi tutulması önüne gelenin sabah kalktığında akşama müteahhit olmasının engellenmesi.

2)MESLEĞİN ÖRGÜTSÜZLÜĞÜ

Ülke ekonomisinde her ekonomistin her fırsatta ifade ettiği gibi taşıyıcı lokomotif sektör olan inşaat sektörünün yasal kamu gücüne dayalı meslek örgütünün olmayışı, inşaat sektörünün zaten mesleğe girişin çerçevesinin olmayışından kaynaklanan çok ciddi sorunları biriktirmiştir.

Birçok yönetmeliğin kanuna aykırı olduğu çoğu kamu kuruluşlarının aynı konuda çok farklı prosedür ve uygulamalar yaptığı, kimin kimden net olarak görüş soracağının belli olmadığı bir sistemle, yani sistemsizlikle yönetilmeye çalışılan bir sektörüz.

ÖNERİ: Derhal inşaat sektörünün sorunlarının çözümüne önayak olacak sektörün içinden gelen, kamu kuruluşları ile sektör arasındaki problemlerin çözümünde köprü olabilecek,  yasal dayanağı olan yeterli teknik kadro istihdam edebilen sektörde ihtiyaç olan kalifiye eleman yetiştirebilen, üyelerine bilgi seminerleri veren ufkunu açan depreme karşı yapı kalitesi yüksek yapıların yapılmasına katkı sağlayacak ilgili kamu kuruluşları ile ortak çalışmalar ve bilgilendirme toplantıları düzenleyebilecek bir yapının yani müteahhitler odasının kurulması bu açıdan hayati önem arz etmektedir.

3)YAPI DENETİM

17 Ağustos acı depremin üzerine alelacele çıkarılan 4708 sayılı Yapı Denetim Kanunu aradan uzun yıllar  geçmesine rağmen bir kısım faydalarının yanında istenilen nihai amacına ulaşamamış, değişik dönemlerde yapılan ek düzenlemelerde yasayı düzeltememiş birçok sorunu da beraberinde üretmiştir.

ÖNERİ: Yapı Denetim Sistemi hala mesleğe giriş çerçevesinin olmayışının, yani önüne gelen herkesin müteahhit olabildiği ortamda önemi kat kat artmakta ve kamu binalarının da kapsayacak şekilde doğru, disiplinli ve amacına uygun bir şekilde yetkin kadrolarla denetimi yapılarak uygulanmalıdır.

Burada yapı denetiminin temel amacı olan can ve mal güvenliğini esas alan taşıyıcı sisteme (betonarmeye)  indirgeyip sistem kolaylaştırılıp takibi ve denetimi güçlendirilmelidir. Diğer ince işçilik ve malzeme montajı konumunda olan kısım denetim bölümünden çıkartılmalıdır.

Çünkü montaj malzemeler (kombi, petek, batarya, cam, vitrifiye, boya vb.) dışarıda imal edilip inşaatta sadece montajı yapılmakla beraber TSE’li olup garanti kapsamındadır. Diğer teknik aksam olarak ifade edilebilecek enerji, telekomünikasyon ve sıhhi tesisat uygulamaları ilgili yerel birimler tarafından kontrolü yapılıp vizesi verilmektedir.

Bunlarla alakalı yapı denetimlerin sorumluluğu tam olarak bilinmemekte ya da fiiliyatta yeterlilikleri kabul edilmemektedir. Bu alanlar ile ilgili sorumlulukları yok hükmünde olup bu kısımlarla ilgili aldıkları bedel haksız kazanç oluşturmaktadır. Dolayısıyla 4708 sayılı kanunda da açıkça ifade edildiği gibi can ve mal güvenliliğini ilgilendiren taşıyıcı sistem yapı denetim kapsamı içerisinde kalıp gerisi bu kapsamın içerisinden çıkartılmalıdır. Bu oranda akçesel yükümlülüğü de azaltılmalıdır.

Yapı denetim sistemine sigorta sistemi getirilmeli, yapı denetim sisteminin hatalarından kaynaklanan maddi kayıplar müteahhidin üzerine kalmamalı. Şantiye şefi uygulaması kaldırılmalı, yapı denetim hizmet bedeli ödeme yapan tarafa fatura edilebilmeli, KDV’ si yüzde 1’ e indirilmeli, yapı denetim il komisyonlarında ve merkez komisyonlarda da sektör temsilcileri olmalı, yapı denetim kanunu, imar kanunu, mahalli hizmetler kanunu, afet kanunu, kentsel dönüşüm kanunu, meslek odaları kanunu ve vergi kanunu ile uyumu sağlanarak yeniden hazırlanmalıdır.

4)TOKİ

TOKİ’nin sosyal nitelikli konut üretmesine karşı değiliz. Bilakis halkımızın ihtiyacı halinde buanayasal görev olmakla beraber bizlerin de destekleyeceği bir durumdur. Fakat ülkenin serbest piyasa ekonomisini kendisine model alması da dikkate alındığında mevcut TOKİ üretim modelinin sosyal konut üretmekten çok rantabıl konut üretmesi sektör pazarında haksız rekabet oluşturmaktadır.

Sosyal konut üretme adı altında inşaat yaptırarak sosyal konut muafiyet haklarından faydalanarak sektörde kamu desteği ile kartel oluşturmaktadır. Bu ve bunun gibi konular devletin birçok alanda özelleştirmeye giderken kamu eli ile serbest piyasa ekonomisine de aykırı bir şekilde inşaat sektörünü tekelleştirmesi kendi öz kaynak imkânları ile bu işi yapanlara karşı haksız bir rekabet oluşturmakta ve anayasanın eşitlik ilkesine de aykırılık teşkil etmektedir.

ÖNERİ: TOKİ sadece sosyal nitelikli konut(80-120 m2 arası)  üretmelidir.

Devlet Arsa Ofisinin lav edilip TOKİ’ye bağlanması zaten TOKİ’ yi zenginleştirmiştir. TOKİ sosyal nitelikli konut üretimini elindeki zengin arsa portföyünü özel sektörle kat karşılığı vererek ya da direk satarak fonlayabilir bu ihtiyacından fazla gelir sağlar ve sektörün imalatını da direk olarak tekelleyici bir şekilde müdahale etmemiş olup sektörün önünü de tıkamamış olur.

Ülkemizdeki müteahhit sayısının artması ve daralan iç pazarı da dikkate aldığımızda özellikle yurt dışı müteahhitliğinin üs yapı kısmında kamu desteği ile  TOKİ yurt dışında devlet garantisi ile büyük çaplı işleri alıp küçük ve orta ölçekteki müteahhitlere paylaştırıp sektörün yurt dışına açılmasına öncülük etmelidir.

5)EŞİT BELEDİYELER VE KAMU KURULUŞLARI ARASINDAKİ ÇARPIK UYGULAMALAR

İnşaat müteahhitlerinin yapı ruhsatından yapı kullanma izin sürecine kadar olan inşaat ve yapı kullanma imalatının ilgili bakanlıkların temsilcisi olan belediyelerin inşaat ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi verirken izledikleri yol ve metot bakımından imza sayısı ile vize ve harç rakamları arasında m2 ve işlem aynı olmakla beraber uçuruma varacak farklılıklar ve keyfi uygulamalar göze çarpmaktadır.

Yapılan incelemede 2015 yılı rakamı itibariyle 2 bin metrekare bir inşaat ruhsatı için en az harç alan belediyenin 32 bin TL en fazla harç alan belediyenin ise 230 bin TL ye yakın harç aldığı, yine imza sayısı açısından bakıldığında en az evrakta imza sayısının 50 olduğu en fazla evrakta imza sayısının ise 250’e yakın olduğu gibi ciddi uçurumlar gözükmektedir.

Belediyeler yüksek ölçekteki imar planlarını Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile beraber hazırlamalı, planlamada öngörülen yoğunluk daha sonra meclis kararı ile zaruri bir sebebe dayatılmadan yoğunluk arttırılmamalıdır. Bakanlıklar tarafından sektörü ilgilendiren yönetmenliklerin belediyelerce uygulanması noktasında ciddi zorluklar, farklılıklar bir vesile ile aşırı harç taleplerinde bulunulmamalıdır.

ÖNERİ: İnşaat ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi Bakanlığın İmar Kanununa uygun bir şekilde azami standarda oturtulmalı. İşlem ve harçlar bakımından belediye meclislerinin sınırsız yetkilerine bir sınır getirilmelidir. Yani inşaat ruhsatı 250’ye yakın imzadan aşağı düşürülmelidir. Belediyeler ve diğer alt kamu kuruluşları ilgili Bakanlığın belirlediği imar kanunu ve yönetmeliklerine uymalı amaç denetim ve kaliteyi arttırmaya yönelik olmalıdır. Her bakanlık belediyelerin kendi yetki alanlarındaki uygulamaların takibini yapmalı, pratiklik ve kaliteli hizmete dönüştürülmesine katkı sağlamalıdır. Sektörün önündeki engelleyici uygulamalar derhal kaldırılarak sektörün önü açılmalıdır.

6)KAMU İHALE KANUNU

Sektördeki aşırı rekabet şartlarının sektör mensuplarını birbirine kıydırması, anahtar teslimi iş anlayışının doğurduğu sıkıntılar, sınır değer yaklaşımı anlayışı iş maliyetlerinin bölgesel farklılıklara göre değerlendirilmemesi aşırı bürokrasi mevzuatının oluşturduğu zaman ve iş kaybı gibi hususlar sektörde ciddi verimlilik kaybı ve buhranlar oluşturmaktadır.

Son 10 yılda sayısız kez değişikliğe uğrayan Kamu İhale Kanunu, adil ve şeffaf bir kamu ihale sistemine duyulan ihtiyacı halen karşılamamaktadır. Temel sorun hala aşırı düşük teklifler olmaya devam etmektedir. Aşırı düşük tekliflerin sonuçları; bitmeyen, pahalıya mal olan işler, kalitesiz yapılar, ödenmeyen SGK primleri, iş kazaları ve hatta can kayıpları olmaktadır. Sistem, müteahhidi kaliteden ödün vermeye zorlamamalı, haksız rekabete ve kamu zararına izin vermemelidir.

ÖNERİ: Kamu İhale Yasası Sektörün günümüz şartlarındaki gerçeklerine göre yeniden revize edilmelidir. Bu noktada sektör aktörlerinin görüşleri muhakkak alınmalıdır. Kamu İhale Kanunu ile ikincil mevzuatı, yatırımcı kamu kuruluşları ve inşaat sektörü sivil toplum örgütleri tarafından eşgüdümlü çalışılarak en kısa zamanda tümüyle yeniden ele alınmalı ve baştan sona birlikte yazılmalıdır. Yeni mevzuat, ekonomik yönden verimli, rekabet gücü yüksek, topluma ve çevreye duyarlı, adil, şeffaf ve sürdürülebilir bir yatırım ortamının yaratılmasını hedefleyerek oluşturulmalıdır.

7)YURTDIŞI MÜTEAHHİTLİK VE TEKNİK MÜŞAVİRLİK HİZMETLERİ

Ülkemizdeki müteahhit sayısının artışı inşaat sektöründeki ileriye dönük pazar payının daralma riskinin olduğu pozisyonda olduğumuz bir gerçektir.

ÖNERİ: Ülkemizde birikmiş ve uluslararası karşılığı olan müteahhitlik, mühendislik, malzeme ve iş gücünün üs yapıda TOKİ alt yapıda İller Bankası ve haricen devlet destekli müşavirlik firmaları inovasyon ile desteklenerek sektörün yurt dışına güçlü bir şekilde çıkışı desteklenmeli ve ülkemizdeki daralan müteahhitlik piyasasının ülkemiz ekonomisine zarar vermeden kara getirilme planı hazırlanmalıdır.

 

Türk müteahhitlerin EPC olarak adlandırılan ve Mühendislik-Tedarik-İnşaat işlevlerinin tümünü kapsayan entegre hizmet sunumuna yönelmeleri hedeflenmelidir. Bu çerçevede, proje finansmanı, sigorta uygulamaları, ikili uluslararası anlaşmalar vb. alanlarda sınırları doğru çizilmiş kapsamlı bir teşvik sistemi getirilmelidir. Teknik müşavirlik hizmetleri öncelikle yurtiçinde kamu kuruluşları tarafından değerlendirilmeli, aynı zamanda Türkiye tarafından hibe edilen ve yurtdışında Türk teknik müşavirlik firmaları tarafından gerçekleştirilecek projeler modeli ile yurtdışı müteahhitlik hizmetleri ve Türk inşaat malzemeleri ihracatına destek olacak yeni bir teşvik modeli geliştirilmelidir.

8)ÇALIŞANLARIN İŞ SAĞLIĞI GÜVENLİĞİ VE KALİFİYELİĞİ

Ülkemizdeki inşaat sektörünün çalışanlarının sektörün gelişimine paralel iş ve iş güvenliği ve kalifiye eleman olma standardından çok uzaklaşması, can ve mal güvenliği başta olmak üzere birçok alanı risk altına almıştır. Yurtdışındaki projelerde İş Sağlığı ve Güvenliği konularında son derece başarılı olan sektörün yurtiçinde neden daha çok kaza ve ölüm ile karşılaştığı iyi analiz edilmelidir.

ÖNERİ: 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile ilk kez, çalışan sayısı ve tehlike sınıfı fark etmeksizin bütün işyerleri iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının kapsamına alınmış olmasına rağmen denetim ve denetleme konusundaki sorunlara kalıcı bir çözüm üretilememiştir. Uluslararası standartlarda bir İş Sağlığı ve Güvenliği Kültürü’nün tüm kurumların içselleştirilmesi hedefi için toplumun her kesimine yönelik kapsamlı ve sürekli eğitimler düzenlenmelidir. 26 Mayıs 2016 tarihinde yürürlüğe girecek riskli iş kollarından olan inşaat iş kollarında Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) standardında belgeli usta çalıştırma mecburiyeti kamu spotu ile desteklenmelidir.

Ayrıca, sektörde mesleki eğitime önem verilmeli, mesleki yetkinliği sertifikalandırılmış işgücü oluşturulmalı, bu kapsamda istihdam sağlayan firmalar teşvik edilmelidir.

Bu çerçevede, işveren üzerindeki işgücü maliyetlerinin azaltılması ve kayıt dışı istihdamla mücadele konularında özel sektör çatı kuruluşları ile aktif işbirliği tesis edilerek mevzuat reformu yapılmalıdır. İnşaat sektörü yurtiçinde uygulanan teşvik sistemine dahil edilmeli, yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinde Türk işgücü istihdam eden firmalara destek sağlanmalıdır.

9)KENTSEL DÖNÜŞÜM İMAR UYGULAMALARI VE MODERN ŞEHİRLEŞME

Deprem riskinin yüksek olduğu ülkemiz kentsel dönüşüm hayati önem taşımaktadır. Ancak, kentsel dönüşüm bina bazlı ve rant odaklı ele alınmamalı; dönüşüm bütünsel bazda, kentsel altyapı, yeşil alan ihtiyacı ile başta mülkiyet hakkı olmak üzere bölge sakinlerinin tüm hakları gözetilerek planlanmalı, planlama aşamasında inşaat atıklarının çevresel etkileri ve geri kazanımı da dikkate alınmalıdır.

Türkiye’de şehirleşme oranının sürekli arttığı dikkate alınarak, yarının ihtiyaçlarını göz önüne alan, daha iyi tasarlanmış, çevre, sağlık, eğitim, ulaşım, spor ,kendi enerjisini üretebilen yeşil sertifikalı ve idari altyapıları ile yaşanabilir şehirler hedeflenmelidir.

ÖNERİ: Bu çerçevede, imar mevzuatı yeni baştan ele alınarak diğer kanunlar ile bir bütün olarak hazırlanmalıdır.(Yapı Denetim Kanunu, Kentsel Dönüşüm Kanunu, Mahalli İdareler Kanunu, Kat Mülkiyeti Kanunu) gibi dikey yapılaşma tercihleri; tarihi ve çevresel doku gözetilerek değerlendirilmeli, imar değişikliği uygulamaları kamu vicdanını zedeleyen, kişilere özel değerlendirmelerden arındırılmalıdır.

6306 sayılı Kentsel Dönüşüm Kanunundan kaynaklı kentsel dönüşümü destekleyen teşviklerin belediyeler ve diğer kamu idareleri tarafından baypas edilmeden uygulanabilirliği sağlanmalıdır.

10)İNŞAAT SEKTÖRÜNDE İNAVASYON VE YETKİN İŞGÜCÜ

Ülkemizdeki yüksek işsizlik oranı dikkate alınarak düzgün çalışan, verimli ve yetkin bir işgücü piyasası oluşturulması ana hedef olmalıdır. Genç bir nüfusa sahip olan Türkiye’de gençlerin sorunlarına ve beklentilerine cevap veren politikalar üretilmesi önemlidir. Eğitim ile ilgili politikalar, işgücünün istihdam edilebilirliğini artıracak şekilde oluşturulmalı, sektörün talep ve beklentileri ile gelişen teknoloji göz önünde bulundurularak inşaat sektöründe faaliyetini sürdüren firmalar ile eğitim kurumları arasında koordinasyon sağlanmalıdır.

ÖNERİ: Buradaki ana gaye yurt içi ve yurt dışında oransal olarak çok ciddi müteahhitlik hizmetleri verilmesine rağmen akçe sel olarak aynı oranda kar edilememektedir. Çünkü yurt dışında yabancı firmaların kendi devletlerinin müşavirlik ve diğer desteklerinin yanında iyi yetişmiş organize kadrolar sayesinde işlerin ana kurgulayıcıları olabilmekte ve işlerin karlı kısımlarını kendilerine alabilmektedirler. Bizlerin de kamu desteği ile proje bazlı ve yüksek gelir getirici alanlara proje planlama, proje teknik şartnamelerine ve mahallerine ülkemiz malzemelerin işlenmesini sağlayarak müteahhitlik hizmetleri yanında yetişmiş kadro ve malzeme ihracatının da alt yapısı hazırlanmalıdır.